ŞEYH MUSA KAZIM DAĞISTANÎ HAZRETLERİ
Çınardere Köyü'nün geçmişine ilişkin yaptığım araştırmalar sırasında karşıma çıkan önemli şahsiyetlerden biri de
Şeyh Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri'dir.
Musa Kazım'ın Çınardere Köyü tarihindeki en önemli yeri, burada bulunduğu anlatılan
dergâhıdır.
Yaptığım araştırmalar sırasında farklı kişilerden dinlediğim anlatımların ortak noktası, Musa Kazım'ın Çınardere Köyü'nde uzun yıllar irşad faaliyetinde bulunduğu ve çevre köylerden insanların da kendisini ziyarete geldiğidir.
Dergâhın yalnızca dinî bir mekân olarak değil, köyün sosyal hayatında da önemli bir buluşma noktası olduğu anlaşılmaktadır.
Çınardere Köyü'nün ilk dönemlerine ilişkin araştırmalarımda köyde yaşayan insanların dinî ve sosyal hayatının şekillenmesinde bazı şeyh ve hocaların önemli rol oynadığı görülmektedir. Musa Kazım da bu isimlerin başında gelmektedir.
Musa Kazım Dağıstanî, Çınardere Köyü'nün dinî ve sosyal tarihinde önemli bir yere sahip olduğu anlatılan, Nakşibendî-Hâlidî tarikatına mensup bir şeyhtir.
Çınardere Köyü'nde bir dergâhının bulunduğu, burada uzun yıllar insanlara rehberlik ettiği ve çevre köylerden de kendisini ziyarete gelenlerin olduğu, farklı kişilerden dinlenen sözlü anlatımlarda ve yapılan araştırmalarda sürekli karşıma çıkmıştır.
Ancak Musa Kazım'ın hayatı hakkında ulaşılabilen yazılı belgeler oldukça sınırlıdır. Bu nedenle onun hayatının bazı bölümleri resmî kayıtlarla, bazı bölümleri mezar ve kitabe bilgileriyle, bazı bölümleri ise aile büyüklerinden ve yöre halkından aktarılan sözlü bilgilerle aydınlatılabilmektedir.
Yaptığım araştırmalar sırasında farklı kişilerden dinlediğim anlatımların ortak noktası, Musa Kazım'ın Çınardere Köyü'nde uzun yıllar irşad faaliyetinde bulunduğu ve çevre köylerden insanların da kendisini ziyarete geldiğidir.
Dergâhın yalnızca dinî bir mekân olarak değil, köyün sosyal hayatında da önemli bir buluşma noktası olduğu anlaşılmaktadır.
Çınardere Köyü'nün ilk dönemlerine ilişkin araştırmalarımda köyde yaşayan insanların dinî ve sosyal hayatının şekillenmesinde bazı şeyh ve hocaların önemli rol oynadığı görülmektedir. Musa Kazım da bu isimlerin başında gelmektedir.
Başka anlatımlarda ise Musa Kazım'ın Çınardere'ye gelerek burada bir dergâh kurduğu ve uzun yıllar hizmet verdiği belirtilmektedir.
Bu nedenle Çınardere'deki dergâhın varlığı, farklı sözlü kaynaklarda birbirini destekleyen bir bilgi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu çalışmada amacım, birbirinden farklı kaynaklardan elde edilen bilgileri birbirine karıştırmadan ortaya koymak; kesin olarak doğrulanabilen bilgileri kesin bilgi olarak, sözlü anlatımları ise sözlü tarih ve araştırma notu olarak değerlendirmektir.
İKİNCİ BASKI İÇİN YAPILAN YENİ ARAŞTIRMALAR
Şeyh Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri ve Mehmet Efendi/Bey hakkında kitabın ilk baskısından sonra yeni bilgi ve belgelere ulaşabilmek amacıyla yeniden kapsamlı bir saha araştırması gerçekleştirdim.
Bu araştırmalarımı
14.08.2026–20.09.2026 tarihleri arasında sürdürdüm. Bu süre içerisinde Çınardere Köyü'nün yanı sıra Aziziye, Doğancı, Akköprü ve Kemer köyleri ile Biga ve Çan ilçelerinde ve çeşitli ziyaretlerde bulundum. Yörede yaşayan ve konu hakkında bilgi sahibi olabilecek kişilerle yüz yüze görüştüm; ayrıca farklı kişilerle yaklaşık
50–60 telefon görüşmesi gerçekleştirdim.
Araştırmalar sırasında eski hatıraları dinledim, ailelerden aktarılan bilgileri değerlendirdim, bazı yerleri bizzat ziyaret ederek gördüm ve fotoğraflarını çektim. Amacım, ilk baskıda yer alan bilgileri yeni anlatımlar ve tespitlerle yeniden değerlendirmek, eksik kalan noktaları mümkün olduğunca aydınlatmak ve özellikle Şeyh Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri ile Mehmet Efendi/Bey hakkındaki bilgileri daha sağlam bir zemine oturtmaktır.
Aşağıdaki bilgiler, bu yeni araştırmalar sırasında ulaşılan bilgi ve anlatımlardan oluşmaktadır. Bilgilerin bir bölümü kişisel gözlem ve tapu kayıtlarına, bir bölümü ise yörede yaşayan kişilerden aktarılan sözlü anlatımlara dayanmaktadır. Bu nedenle kesin olarak belgelenemeyen hususlar, araştırma notu ve sözlü aktarım niteliğinde değerlendirilmelidir.
KİMLİĞİ VE TASAVVUFÎ YERİ
Şeyh Musa Kazım Dağıstanî, kaynaklarda
Nakşibendî-Hâlidî olarak anılmaktadır. Eski araştırma notlarında, Nakşibendî-Hâlidî silsilesinin önemli isimlerinden
Seyyid Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Efendi Garibullah Hazretleri'nin halifelerinden biri olduğu ve silsile içerisinde otuz ikinci halka olarak gösterildiği bilgisine yer verilmiştir.
Biga'da bulunan mezarıyla ilgili belediye tarafından hazırlanmış bilgilendirme metninde de Musa Kazım'ın,
Seyyid Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Efendi Hazretleri'nin hulefâ-yı kirâmından, yani ileri gelen halifelerinden biri olduğu belirtilmektedir. Aynı metinde kendisi eş-
Şeyh el-Hacı Musa Kazım ed Dağıstanî en-Nakşibendî el-Hâlidî şeklinde tanımlanmaktadır.
Burada özellikle belirtmek gerekir ki, araştırmam sırasında karşıma çıkan
Şeyhülislam Musa Kazım Efendi ile bu şahsın aynı kişi olmadığı anlaşılmıştır. Şeyhülislam Musa Kazım Efendi ayrı bir tarihî şahsiyettir. Bu bölümde söz konusu edilen kişi ise
Dağıstanî Musa Kazım Hazretleri'dir.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü aynı veya benzer isimler sebebiyle farklı dönemlerde yaşamış kişilerin birbirine karıştırılması, tarih araştırmalarında yanlış sonuçlara yol açabilmektedir.
DAĞISTAN'DAN ANADOLU'YA GELİŞİ
Musa Kazım'ın Dağıstan kökenli olduğu konusunda araştırmalarım sırasında karşılaştığım bilgiler büyük ölçüde birleşmektedir.
Bununla birlikte,
doğum yılı, doğduğu yer, anne ve babasının isimleri, kardeşleri ve Anadolu'ya hangi yıl geldiği konusunda kesin bir belgeye ulaşılmış değildir.
Yeni araştırmalarım sırasında yaptığım görüşmelerde, Dağıstan'dan Anadolu'ya gelen Kumuk ailelerinin 1840 ila 1864 yılları ve sonrasındaki göç hareketleri içerisinde Musa Kazım'ın ailesinin de bulunduğu yönünde bilgiler edindim.
Bu bilgiler, Musa Kazım'ın hayatının ilk dönemini aydınlatmak bakımından önemlidir. Ancak doğrudan Musa Kazım'ın doğum kaydı veya göç belgesi bulunmadığı için, onun tam olarak hangi tarihte Anadolu'ya geldiğini kesin bir tarih olarak vermek doğru olmayacaktır.
Araştırma notlarımda yer alan bazı değerlendirmelere göre Musa Kazım'ın genç yaşlarda Anadolu'ya gelmiş olabileceği, daha sonra İstanbul'a giderek dinî ve tasavvufî eğitim aldığı ve burada Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Efendi Garibullah ile ilişki kurduğu düşünülmektedir.
Bu değerlendirmeler henüz kesin bir belgeye dayanmamaktadır. Dolayısıyla Musa Kazım'ın hayatının bu bölümü
, araştırma ve ihtimal çerçevesinde değerlendirilmelidir.
ŞEYH MUHAMMED MUSTAFA İSMET EFENDİ İLE İLİŞKİSİ
Musa Kazım'ın tasavvufî hayatında en önemli isimlerden biri,
Seyyid Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Efendi Garibullah Hazretleri'dir.
Araştırma notlarında Musa Kazım'ın onun yanında eğitim gördüğü, daha sonra halifesi olduğu ve Nakşibendî-Hâlidî yolu içerisinde irşad faaliyetlerinde bulunduğu bilgisi bulunmaktadır.
Musa Kazım'ın İstanbul'a ne zaman gittiği, hangi tarihte eğitimine başladığı ve Şeyh Mustafa İsmet Efendi'nin yanında ne kadar kaldığı konusunda kesin tarihleri gösteren bir belgeye henüz ulaşılamamıştır.
Aile ve yöre anlatımlarında Musa Kazım'ın İstanbul'daki dinî çevrelerle yakın ilişkisi bulunduğu, hatta hocasıyla birlikte saray çevresine kadar uzanan bir bağlantısının olduğu da anlatılmaktadır. Ancak bu anlatımlar yazılı belgelerle kesin olarak doğrulanmış değildir.
Diğer bir aile bilgisi sözlü olarak söyle belirtilmiştir. Bizim dedemiz yani Musa Rıza Efendinin Mehmet Nesim adındaki oğlu sarayda görev yaptığı defalarca belirtilmiştir.
Bu nedenle söz konusu bilgiler, aileden ve yöre halkından aktarılan rivayetler olarak değerlendirilmelidir.
DERGÂHIN YERİ
Dergâhın bulunduğu yer konusunda da aile hafızasında önemli bilgiler bulunmaktadır.
Benim araştırmalarıma göre dergâhın bulunduğu alan, daha sonraki yıllarda
(Tarih.1925) dedem
İbrahim İbiş tarafından satın alınan arazi içerisindedir.
Dedem İbrahim İbiş, Çınardere Köyü'ndeki bu araziyi satın almadan önce, arazinin geçmişi ve burada bulunan dergâh hakkında aile büyüklerinden bilgiler edinmiştir.
1930 yılına ait resmi tapu bilgilerine göre arazinin yaklaşık 3030 metrekare olduğu ve satın alma bedelinin
5700 lira olarak kayda geçtiği tarafımdan araştırılmıştır.
Araziye ilişkin bazı işlemlerin ise daha önce, 1925 yılı civarında başladığı aileden aktarılan bilgiler arasındadır.
Burada önemli olan husus, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra dergâhın faaliyetine son verilmiş olmasıdır.
Dergâhın kapanmasından sonra yapı ve çevresindeki alan zaman içerisinde farklı amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır.
DERGÂH KUYUSU
Çınardere'deki dergâhın geçmişinden günümüze ulaşan en önemli hatıralardan biri de kuyudur.
Bu kuyu, benim çocukluğumda hâlâ mevcut durumdaydı. Kuyunun bulunduğu yer, daha sonraki yıllarda yol güzergâhına yakın hâle gelmiştir. Ben çocukken kuyunun çevresinde oynadığımı hatırlıyorum.
Babam
Nazım Selvi ise köyde kahvehane işletirken, kuyunun suyundan yararlanarak gazoz ve meşrubatları burada soğuturdu.
Bu bilgi benim doğrudan çocukluk hatıramdır ve aile hafızasında da bilinmektedir.
Daha sonraki yıllarda yolun genişletilmesi ve kuyunun güvenlik açısından tehlike oluşturması nedeniyle kuyunun taş ve toprakla doldurulduğu anlatılmaktadır.
Araştırma sırasında bu kuyunun, Çınardere'deki dergâhın geçmişine ilişkin en önemli maddi hatıralardan biri olduğunu düşündüm. Çünkü yapı zaman içerisinde ortadan kalkmış olsa da kuyu uzun yıllar yaşamış ve köy halkının günlük hayatında kullanılmaya devam etmiştir.
Babamın kahvehanesinde gazoz soğutmak amacıyla kullanılması da bu tarihî alanın Cumhuriyet dönemindeki günlük yaşamla nasıl bütünleştiğini göstermektedir.
Babam Nazım Selvi'nin vefatından sonra amcam
Aziz İbiş, kahvehaneyi kapatmış ve bu yeri konut olarak kullanmaya başlamıştır. Bu ev bugün de aile hatırasında yer almaktadır.
Ailemizin köyde
“İbiş Ağa sülalesi” olarak tanınması da dedem İbrahim İbiş'in köydeki konumunu ve aile hafızasındaki yerini göstermektedir. Dedemin resmî adı İbrahim olmasına rağmen halk arasında daha çok
İbiş Ağa adıyla tanındığı anlatılır.
TEKKENİN HALİT'İ: HALİT CANAKAY
Musa Kazım'ın Çınardere'deki dergâhıyla ilgili araştırmalar sırasında karşıma çıkan isimlerden biri de
Halit Canakay olmuştur.
1899 yılında doğduğu belirtilen Halit Canakay'ın çocuk yaşta dergâhta bulunduğu ve burada hizmet ettiği anlatılmaktadır.
Köy halkının anlatımlarında kendisinden
“Tekkenin Halit'i” şeklinde söz edilmesi, onun Musa Kazım'ın dergâhıyla olan bağının köy hafızasında ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
Ancak Halit Canakay'ın dergâhta hangi tarihler arasında bulunduğu ve görevlerinin resmî niteliği konusunda kesin belgelere ulaşılmış değildir.
Bu nedenle Halit Canakay ile ilgili bilgiler de ağırlıklı olarak
sözlü tarih kaynaklarına dayanmaktadır.
TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASINDAN SONRA
1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Çınardere'deki dergâhın da faaliyetleri sona ermiştir.
Dergâhın kapanmasından sonra yapı zaman içinde ortadan kalkmış, ancak bulunduğu alan köy hayatının farklı dönemlerinde kullanılmaya devam etmiştir.
Köyün eğitim hayatıyla ilgili araştırmalarım sırasında da bu alanın daha sonraki yıllarda köyün ortak kullanım alanlarından biri hâline geldiği görülmektedir.
1930'lu yıllarda köy okuluyla ilgili faaliyetlerde, bayrak törenlerinde ve İstiklâl Marşı'nın okunmasında bu alanın kullanıldığı; zamanla
Cumhuriyet Meydanı ve
Cumhuriyet Anıtı olarak anılmaya başladığı anlatılmaktadır.
Daha sonraki yıllarda köy muhtarlığı ve köy yönetimi tarafından alan yeniden düzenlenmiş ve Cumhuriyet Meydanı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Bu alanın 13 Haziran 2015 tarihinde yapılan ve Rumeli TV nin de çekimlerinde hazır bulunduğu ve Çınardere Köyünün Kuruluşunun 157. yılında bir törenle yeniden düzenlenerek açıldığına ilişkin bilgiler de eski araştırma notlarında yer almaktadır.
Böylece aynı alan, tarih içerisinde önce dergâh, daha sonra köyün ortak kullanım alanı ve nihayet Cumhuriyet Meydanı olarak farklı dönemlere tanıklık etmiştir.
AZİZİYE KÖYÜ ARAŞTIRMASI
Musa Kazım'ın ailesi ve çocukları hakkında daha fazla bilgiye ulaşabilmek amacıyla
Aziziye Köyü'nde de araştırma yaptım.
9 Eylül 2026 tarihinde Aziziye'yi ziyaret ederek burada Muhittin Çetin ve kızı Fatma Çetin ile görüştüm. Yaptığımız görüşmelerde Musa Kazım'ın ailesi, evliliği ve çocukları hakkında köyde anlatılan bilgiler üzerinde duruldu.
Muhittin Çetin'in anlatımına göre Musa Kazım'ın eşi Doğancı yöresiyle bağlantılıydı. İlk görüşmelerde eşinin adı kesin olarak hatırlanmıyordu. Daha sonra Doğancı'da yapılan görüşmelerde de Musa Kazım'ın Doğancı'dan bir hanımla evlendiği yönünde benzer bilgiler aldım.
Bu durum, Musa Kazım'ın eşinin Doğancı yöresiyle bağlantısı bulunduğu yönündeki sözlü bilgiyi güçlendirmektedir.
Daha sonraki görüşmelerde bazı kişiler eşinin adını
Fatma olarak aktarmıştır. Ancak bu isim konusunda henüz resmî bir belgeye ulaşılmış değildir.
Bu nedenle kitabımda Musa Kazım'ın eşinin adını kesin bir resmî bilgi olarak vermek yerine şu şekilde değerlendirmek daha doğru olacaktır:
Musa Kazım'ın Doğancı yöresinden bir hanımla evlendiği konusunda birden fazla sözlü anlatım bulunmaktadır. Bazı görüşmelerde eşinin adı Fatma olarak aktarılmıştır. Ancak bu isim ve evlilik bilgisi henüz resmî belgelerle kesin olarak doğrulanmış değildir.
MUSA KAZIM'IN ÇOCUKLARI
Musa Kazım'ın çocukları hakkında yaptığım araştırmalar, önceki araştırmalara göre önemli ölçüde yeni bilgiler ortaya çıkarmıştır.
Aziziye'deki sözlü anlatımlarda, Musa Kazım'ın ikiz çocuğunun küçük yaşta hayatını kaybettiği ve bu çocukların ölümünün aile tarafından uzun süre gizli tutulduğu anlatılmıştır.
Bu anlatıma göre çocuklar, Kurban Bayramı sırasında meydana gelen talihsiz bir olay sonucunda hayatlarını kaybetmişlerdir.
Ancak daha sonra ulaştığım Osmanlıca mezar taşı bilgileri, bu çocuklardan en az ikisinin isimlerini ve ölüm yıllarını ortaya koymuştur. Bunlardan biri
Zeynep Hanım, diğeri ise
Muhammet Halid Efendidir.
Solda: Oğlu Muhammet Hald Efendi.
Bir kuş idim uçtum yuvadan – Ecel ayırdı beni ana ile babadan – Tarikat – ı Nakşibend – i Halidiyeden Şeyh Musa Efendi’nin mahdumu Muhammed Halid Efendi Ruhuna. Ölüm Tarihi: 1292 ( 1875 )
Sağda: Kızı Zeynep Hanım.
Tıfıl iken erişti vadesi – Ağladı kaldı pederle validesi – Tarik-i Nakşibend-i Halidiyeden Şeyh Musa Efendi’nin kerimesi Zeynep Hanım ruhuna. Ölüm Tarihi: 1296 ( 1879 )
Mezar taşı bilgilerine göre Zeynep Hanım, Şeyh Musa Efendi'nin kerimesi, yani kızı olarak kaydedilmiş; Muhammet Halid Efendi ise Şeyh Musa Efendi'nin mahdumu, yani oğlu olarak belirtilmiştir.
Zeynep Hanım'ın ölüm tarihi Rumi
1296, yani Miladi
1879; Muhammet Halid Efendi'nin ölüm tarihi ise Rumi
1292, yani
Miladi 1875 olarak aktarılmıştır.
Köy ve aile anlatımlarında bu iki çocuğun ikiz oldukları da söylenmektedir. Ancak ölüm tarihlerinin farklı olması, ikiz oldukları yönündeki sözlü bilginin ayrıca değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Dolayısıyla iki çocuk şöyle:
Babaları Musa Kazım Dağıstani Efendi.
1.Çocuk Muhammed Halid Efendi:
Ölüm tarihi Oğlu (mahdumu) Hicrî 1292 — yaklaşık 1875 -1876
2.çocuk: Zeynep Hanım Kızı (kerîmesi) Hicrî 1296 — (yaklaşık 1879 - 1880)
Önemli bir nokta: Fotoğraftaki taşlardan hareketle 1292 ve 1296 rakamları net biçimde okunuyor. Dolayısıyla sağdaki taş için “1877 olabilir” şeklindeki tereddüdü artık kullanmayalım.
Taşta görünen tarih 1292.
Ayrıca bu iki taş, Musa Kazım bölümümüzde çocuklarının isimleri konusunda çok değerli bir doğrudan kaynak niteliğinde.
Dolayısıyla burada iki ayrı bilgiyi birbirinden ayırmak gerekir:
· İkiz oldukları yönündeki bilgi
sözlü anlatımdır.
· İsimleri ve farklı ölüm yılları ise
mezar taşı araştırmasından elde edilen bilgidir.
Bu iki bilgi arasında henüz kesin olarak açıklığa kavuşmamış bir durum bulunmaktadır. Ancak yukarıda mezar taşlarının resimleri ve açıklamaları vardır.
Sonuç olarak burada şu anlaşılır. Bu ikiz çocuklar ayrı tarihlerde değil ayrı zamanlarda vefat ettikleridir mezar kitabelerinden anlaşılmaktadır.
Yine bir bilgi aktarayım. Musa Kazım Efendinin 3. Çocuğu var olduğu anlaşılmaktadır. Adı Mehmet Nesim Efendidir. Çünkü aile tarafından dedemiz Osmanlı sarayında çalıştığı sözlü olarak söylenmektedir.
MUSA KAZIM'IN AİLESİ VE ÇOCUKLARI KONUSUNDA ARAŞTIRMA
Musa Kazım'ın ailesi konusunda yaptığım araştırmalar sırasında yalnızca Çınardere ve Aziziye ile sınırlı kalmadım.
Doğancı, Biga, Çan, Yenice ve çevre köylerde çeşitli kişilerle görüştüm. Bazı bilgiler yüz yüze görüşmelerden, bazıları telefon konuşmalarından, bazıları aile büyüklerinden aktarılan hatıralardan elde edilmiştir.
Bu görüşmeler sırasında aynı kişinin hayatına ilişkin farklı anlatımların bulunabildiğini de gördüm.
Bu nedenle Musa Kazım'ın ailesiyle ilgili bilgileri değerlendirirken
, birden fazla kişinin aynı bilgiyi bağımsız biçimde aktarıp aktarmadığına özellikle dikkat ettim.
Eşinin Doğancı ile bağlantısı konusunda farklı görüşmelerden benzer bilgiler gelmesi, bu bağlantının araştırma açısından dikkate değer olduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte, eşinin adı ve Musa Kazım'ın bütün çocuklarının kimlikleri konusunda henüz kesin ve eksiksiz bir aile kütüğü ortaya çıkarılmış değildir.
MUSA KAZIM'IN BİGA'DAKİ HAYATI
Musa Kazım'ın hayatının ilerleyen dönemlerinde
Biga'ya yerleştiği veya en azından hayatının önemli bir bölümünü Biga'da geçirdiği yönünde bilgiler bulunmaktadır.
Eski araştırmalarda ve Biga'daki mezar alanıyla ilgili bilgilendirme metninde, Musa Kazım'ın Biga'da yaşadığı, Ulu Camii çevresinde dinî faaliyetlerde bulunduğu ve bölgedeki insanlara irşad hizmeti verdiği belirtilmektedir.
Biga Belediyesi tarafından hazırlanmış bilgilendirme metninde, Musa Kazım'ın Dağıstan'dan geldiği, Nakşibendî-Hâlidî olduğu, Mustafa İsmet Efendi'nin halifelerinden bulunduğu ve Biga'da uzun yıllar irşad faaliyetinde bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca dergâhın tamiri ve gelirlerinin hayır işlerinde kullanılması konusunda Biga mutasarrıflığına başvurduğuna ilişkin bilgi de yer almaktadır.
Bu bilgiler, Musa Kazım'ın hayatının yalnızca Çınardere ile sınırlı olmadığını; Biga'da da önemli bir dinî çevre oluşturduğunu göstermektedir.
BİGA ULU CAMİİ VE MUSA KAZIM'IN KABRİ
8 Eylül 2026 tarihinde Biga'ya giderek Musa Kazım'ın kabrinin bulunduğu yeri bizzat ziyaret ettim.
Kabir,
Biga Ulu Camii çevresinde bulunmaktadır. Ziyaret sırasında kabrin bulunduğu alanı ve çevresini yerinde inceleme imkânım oldu.
Eski araştırma metinlerinde de Musa Kazım'ın kabrinin Biga Ulu Camii bahçesinde bulunduğu bilgisi yer almaktadır.
Bu durum, daha önce Çınardere'de bulunduğu düşünülen mezar konusunda yaptığım araştırmalar açısından önemlidir.
Çınardere'de, Musa Kazım'a ait olduğu kesin olarak belirlenmiş bir mezara ilişkin aile hafızasında bir bilgi bulunmamaktadır. Özellikle dedem İbrahim İbiş'in satın aldığı arazi üzerinde böyle bir mezarın bulunduğuna dair aile büyüklerinden kalan kesin bir bilgiye rastlanmamıştır.
Bu nedenle geçmişte ortaya atılan “Musa Kazım'ın mezarı Çınardere'deydi ve daha sonra Biga'ya nakledildi” şeklindeki düşünce, şu aşamada doğrulanmış bir bilgi olarak kabul edilemez.
Bu konu araştırma sırasında ortaya çıkmış bir ihtimal olarak kalmıştır.
Biga'daki mevcut kabir ise bugün yerinde görülmekte ve Musa Kazım Dağıstanî'ye ait olduğu belirtilmektedir.
MUSA KAZIM'IN VEFATI
Musa Kazım'ın vefat tarihi konusunda araştırma notlarında farklı tarihlerle karşılaşılmıştır.
Kitabe ve Biga'daki mevcut mezar bilgileri esas alındığında
5 Ocak 1914 tarihi öne çıkmaktadır.
Bu ayrıntıyı özellikle belirtmemin sebebi, kitabımda araştırma sırasında karşılaşılan farklılıkları gizlemek yerine gelecek araştırmacılara açıkça bırakmaktır. Ve en doğrusu da Kitabenin üzerinde yazılı olan ve tescillenmiş olan
5 Ocak 1914 tarihini gerçek ölüm tarihi olarak kayda geçtik.
MUSA KAZIM DAĞISTANİ’NİN SECERESİ VE KABRİ
Yaptığım inceleme sırasında eski evin artık mevcut olmadığını, bahçenin büyük ölçüde boş olduğunu ve alanda yalnızca kabir ile tanıtım tabelasının bulunduğunu gördüm.
08.09.2026 tarihinde burada yaptığım tüm araştırma ve çeşitli kişilerle gerçekleştirdiğim görüşmelere rağmen, söz konusu evin geçmişi ve Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri'nin Biga'daki yaşamı hakkında yeni ve kesin bir bilgiye ulaşamadım. Bu konuda bilgi sahibi olan bir kişiye de rastlayamadım.
Not: Ancak daha sonra anlatacağım araştırmalardan elde ettiğim bilgilere göre Çınardere köyünde 1949 yılına kadar yaşayan Mehmet Bey hakkında da bilgiler aktaracağım. Çünkü Mehmet Beyin Musa Kazım Dağıstani Haretlerinin torunu olduğu bilgilerine ulaşmış oldu. Daha sonra Mehmet Efendi konusunda ele alacağım.
Diğer taraftan Biga'daki ev ve çevresiyle ilgili araştırmanın ilerleyen dönemde yeni bilgi ve belgelere ulaşılması hâlinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
MUSA KAZIM HAKKINDA HALK ARASINDA ANLATILAN KERAMET RİVAYETLERİ VE 40 GÜN SONRA GELEN ÖLÜM
Musa Kazım hakkında araştırma yaparken, onun dinî kişiliğine bağlı olarak halk arasında bazı keramet rivayetleri de anlatıldığını öğrendim.
Bunlardan birinde, Musa Kazım'ın daha önce kaybolmuş veya yeri bilinmeyen bir mezarın yerini bildiği anlatılmaktadır.
Musa Kazım Efendi bir gün kızının ve oğlunun öldükten tarihi bilinmeyen bir zaman sonra ziyaret ve dua için Aziziye Mezarlığına gider
Yolda bir arkadaşı da kendisine eşlik eder. Mezarlığın bulunduğu alana gelince Musa Efendi arkadaşına şöyle der, yerlere basarken dikkatli ol. Bu alanda şehitler ve mübarekler yatıyor diyerek parmağı ile bazı yerleri işaretle gösterir. Arkadaşı o yerlere bakınca çalı çırpı ve otların olduğunu. Bir belirleyici taş, ibare veya bir nişan göremez.
Hocaya efendim, burada bir şey yok. Kuru dikenlerden, çalı, çırpı otlardan başka der.
Musa Efendi o yere eğilir iki eli ile otları çalıları ikiye ayırır ve altta bir mezar ve yatan bir kişiyi görürler. Adam korkudan ne yapacağını şaşırır ve bir titreme başlar. İşte Musa Efendi işte bu yatan kişi şehit olan Şeyh Bağdadi Mahmut Efendi’dir diyerek adama kerametini gösterir.
Ziyaret bittikten sonra evine dönen arkadaşı korku ve telaş içinde titremeye başlar. Yorganın altına girer titreme ve korku 40 gün kadar sürdüğü söylenir ve 40 gün sonra bu kişi vefat eder.
MUSA KAZIM EFENDİNİN BİR BAŞKA MUCİZESİ
Biga ilçemize 5 – 6 km. kala Aziziye ve karşısında Doğancı köyü vardır. Biga ile doğancı köyü arası geniş bir ovadır.
Bir gün Musa Kazım Efendi ile sonraki yıllarda kendi adını taşıyan kişinin babası ile yağmurlu bir günde yola çıkarlar. Gidecekleri yer Doğancı köyü ile Biga arasındaki ovanın arka tarafında kalan Savaştepe köyleri ve diğer köylerdir.
Gayeleri ovayı geçip bu köylerden birine ziyaret için gidiyorlar. Yağmur yağmıştı. O yıllarda suyun ve rahmetin çok çok olduğu zamanlardı. Biga ana yolu ile Gidecekleri köy arasına geldiklerinde ovayı tamamen su, sel basmış karşı köye ulaşmaları imkansızdır. Yanında ki arkadaşı, Musa efendiye eyvah ! karşıya geçemeyeceğiz diyerek telaşla söylenir.
Bunun üzerine Musa kazım Efendi hadi yürüyeli diyerek sel sularının bulunduğu yerden karşı kıyıya zahmetsiz geçeler. Arkadaşı çok etkilenir. Daha sonraki günlerde de para ile ilgili yine bir keramete daha şahit olur. Musa Efendinin hanımı Doğancı köyünden olması sebebi ile arkadaşlıkları zaten vardır. Ve bu 2 ilginç kerametten sonra dostlukları daha da kuvvetlenir.
Bir müddet sonra bu arkadaşının bir oğlu dünyaya gelir. Musa kazım Efendiye olan bağlılığı ve sevgisinden ötürü yeni doğan çocuğa Musa Efendinin adı olan Musa Kazım ismini verir.
Böylece Musa Kazım adı Doğancı köyünde daha çok duyulur. Bende gerçek Musa Kazım Dağıstani Hazretlerinin araştırmasını sürerken çevrede bu adı konmuş olan kişi karşıma çıkmış ve onu bana söylemişlerdi. Ancak anlaşıldı ki benim aradığım Doğancı köyünde yaşayan Musa değil aslında Aziziye köyünde yaşamış olan Musa Kazım Dağıstani Hazretleridir.
Aslında aradığım kişi Doğancı köyündeki Musa Kazım olamazdı, çünkü bu kişinin yaşı genç ve yakın tarihlerde vefat etmiştir.
Musa Kazım hakkında araştırma yaparken, onun dinî kişiliğine bağlı olarak halk arasında bazı
keramet rivayetleri de anlatıldığını öğrendim.
Bu anlatımların tarihî belge niteliğinde olmadığını özellikle belirtmek gerekir.
Bunlar, Musa Kazım'ın çevresinde oluşmuş
halk anlatıları ve dinî rivayetlerdir.
Bu nedenle kitabımda bu tür anlatımlar, tarihî gerçek olarak değil, Musa Kazım'ın yöre halkının hafızasındaki yerini göstermesi bakımından değerlendirilmiştir.
MUSA KAZIM VE MEHMET BEY BAĞLANTISI
Musa Kazım araştırmasının en önemli ve henüz tam olarak çözülememiş konularından biri de
Mehmet Bey veya
Mehmet Efendi olarak anılan şahsın Musa Kazım ile olan bağlantısıdır.
Çınardere ve çevresinde yapılan sözlü görüşmelerde Mehmet Bey'in Musa Kazım'ın ailesiyle bağlantılı olduğu yönünde bilgiler bulunmaktadır.
Aile içerisinde ise Musa Kazım'ın
“bizim dedemiz” olduğu yönünde bir aktarım bulunmaktadır.
Ancak bu ilişkinin
baba-oğul şeklinde kesin olarak ortaya konulmasını sağlayacak yazılı bir belgeye henüz ulaşılmış değildir.
Mehmet Abdullah Demircan hakkında yaptığım araştırmalar sırasında da farklı kayıtlara rastlanmıştır. Tapu ve nüfus bilgileri arasında baba adı konusunda farklılıklar bulunmaktadır. Bazı kayıtlarda Beşir veya Beşiroğlu bağlantısı görülürken, aile ve diğer araştırma notlarında Mehmet Nesim/Nesip veya Mehmet Nesim isimleriyle karşılaşılmıştır.
Bu farklılıkların tamamı henüz kesin olarak açıklığa kavuşturulmamıştır.
Bu nedenle Musa Kazım ile Mehmet Abdullah Demircan arasındaki akrabalık ilişkisini bu bölümde kesin bir hüküm olarak vermek doğru değildir.
Mehmet Abdullah Demircan ve ailesiyle ilgili ulaştığım bilgiler kitabımın ilerleyen bölümlerinde
ayrı bir başlık altında daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Burada Mehmet Abdullah’ın babası Mehmet Nesip ve dedesinin Musa Kazım olduğu meydana çıkmaktadır.
Bu nedenle Musa Kazım bölümünde bu konuyu yalnızca araştırmanın henüz tamamlanmamış bir parçası olarak bırakıyorum.
İSİMLER ÜZERİNDEN YAPILAN AİLE ARAŞTIRMASI
Musa Kazım ailesi üzerinde yaptığım araştırmalar sırasında kuşaklar boyunca tekrarlanan bazı isimler de dikkatimi çekmiştir.
Özellikle
Mehmet isminin bazı kuşaklarda tekrar etmesi, aile içerisindeki isim verme geleneğinin araştırılması bakımından dikkat çekicidir.
Ancak isimlerin kuşaktan kuşağa tekrar edilmesi, tek başına bir soy bağlantısını kanıtlamaz.
Bu nedenle Mehmet isminin devamlılığı, Musa Kazım ile sonraki kuşaklar arasında akrabalık bulunduğunun kesin kanıtı olarak değil, araştırılması gereken yardımcı bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Bu konuda ileride yeni belge ve kayıtların ortaya çıkması hâlinde mevcut değerlendirmelerin yeniden gözden geçirilmesi mümkündür.
ÇINARDERE KÖYÜNDE MUSA KAZIM'IN HATIRASI
Bugün Çınardere Köyü'nde Musa Kazım'ın dergâhından geriye belirgin bir yapı kalmamış olsa da, onun hatırası köyün sözlü tarihinde yaşamaya devam etmektedir.
Dergâhın bulunduğu alanın daha sonraki yıllarda Cumhuriyet Meydanı'na dönüşmesi, kuyunun uzun yıllar korunması ve köyün yaşlılarının Musa Kazım'ı hatırlaması, bu tarihî şahsiyetin köy hafızasındaki yerini göstermektedir.
Özellikle dergâh kuyusunun benim çocukluk dönemime kadar ulaşmış olması, geçmiş ile bugün arasındaki bağın benim için somut bir örneğidir.
Çocukluğumda kuyunun çevresinde oynarken, aslında yıllar önce Musa Kazım'ın dergâhının bulunduğu bir alanda bulunduğumu bilmiyordum.
Daha sonraki yıllarda yaptığım araştırmalar sayesinde çocukluk hatıralarımın, Çınardere'nin daha eski tarihine ait bilgilerle birleştiğini fark ettim.
Bu bakımdan Musa Kazım araştırması benim için yalnızca bir şahsiyet araştırması değil, aynı zamanda Çınardere'nin geçmişinin kendi çocukluk hatıralarımla yeniden buluşması anlamına gelmektedir.
ARAŞTIRMA SÜRECİ
Musa Kazım hakkında yaptığım araştırma tek bir kaynağa dayanmamaktadır.
14 Ağustos 2026 ile 20 Eylül 2026 tarihleri arasında yürüttüğüm çalışmalarda Çınardere başta olmak üzere Aziziye, Doğancı, Biga, Çan ve çevre yerleşimlerinde çeşitli kişilerle görüştüm.
Yüz yüze görüşmelerin yanında yaklaşık elli-altmış telefon görüşmesi gerçekleştirdim.
Köy muhtarları, aile büyükleri, yöre sakinleri ve konuyla ilgisi bulunan kişilerle görüşerek birbirinden farklı anlatımları karşılaştırmaya çalıştım.
Ayrıca Biga Müftülüğü, Biga Belediyesi Kültür İşleri ve Balıkesir Vakıflar Bölge Müdürlüğü gibi kurumlara da başvurular yapıldı.
Bu başvuruların bir bölümünden doğrudan yeni belge elde edilememiş olsa da, araştırmanın yönünü belirlemek açısından önemli olmuştur.
Yeni araştırmanın yöntemi ve yapılan görüşmeler bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır.
Araştırma sırasında karşılaştığım her bilgiyi doğru kabul etmek yerine, mümkün olduğu kadar başka kişilerden de teyit etmeye çalıştım.
Bununla birlikte sözlü tarihin kendine özgü bir özelliği vardır: Aynı olay, yıllar içerisinde farklı kişiler tarafından farklı şekillerde anlatılabilmektedir.
Bu nedenle kitabımda kesin belge bulunmayan konuların kesin hüküm şeklinde yazılmamasına özellikle dikkat ettim.
BUGÜN İÇİN ORTAYA ÇIKAN SONUÇLAR
Bugün itibarıyla yaptığım araştırmalar sonucunda Musa Kazım Dağıstanî hakkında şu hususlar daha belirgin hâle gelmiştir:
Musa Kazım'ın
Dağıstan kökenli olduğu ve Nakşibendî-Hâlidî tarikatına mensup bulunduğu yönündeki bilgiler birçok kaynakta ortak olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Efendi Garibullah Hazretleri'nin halifelerinden olduğu yönündeki bilgi, Biga'daki bilgilendirme metni ve diğer araştırma kaynaklarında yer almaktadır.
Çocuk yaşlarında ailesi ile Biga’nın köylerinden Aziziye köyüne geldiği ve burada ikamet ettiği bir dergahın da bu köyde bulunduğu aile yakınları tarafından bana aktarılmıştır.
Yine Çınardere Köyü'nde bir dergâhının bulunduğu ve burada uzun yıllar irşad faaliyetinde bulunduğu yönündeki bilgiler, farklı sözlü kaynaklardan birbirini destekleyen şekilde aktarılmıştır. Musa Kazım'ın daha sonraki dönemlerde Biga ile güçlü bir bağlantısının bulunduğu, Biga Ulu Camii çevresinde dinî faaliyetlerde bulunduğu ve bugün kabrinin Biga'da bulunduğu yönünde bilgiler bulunmaktadır.
Eşi ve çocukları konusunda ise yeni araştırmalar önemli ipuçları ortaya koymuş olmakla birlikte, aile ağacının tamamı henüz kesin belgelerle ortaya konulamamıştır.
Özellikle Doğancı bağlantısı, Zeynep Hanım ve Muhammet Halid Efendi'nin isimleri ve ölüm tarihleri, bundan sonraki araştırmalar için önemli dayanaklar oluşturmaktadır.
SONUÇ
Şeyh Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri'nin hayatı hakkında yaptığım araştırma, yaklaşık 140-150 yıldır sözlü olarak aktarılan bilgilerin önemli bir bölümünü yeniden değerlendirme fırsatı vermiştir.
Araştırmalarım sırasında köy büyüklerinden, çevre köylerde yaşayan kişilerden, ailelerden, muhtarlardan ve çeşitli kurumlardan bilgi toplamaya çalıştım. Bu bilgileri mümkün olduğu ölçüde yazılı kaynaklarla ve birbirinden bağımsız sözlü anlatımlarla karşılaştırdım.
Araştırma sonucunda Musa Kazım'ın Çınardere Köyü'nde önemli bir dergâh faaliyeti yürüttüğü, köy halkı ve çevre yerleşimlerle dinî ve sosyal bağ kurduğu, hayatının ilerleyen dönemlerinde Biga ile yakın ilişki içerisinde bulunduğu ve Biga'da vefat ederek orada defnedildiği yönündeki bilgiler önemli ölçüde açıklığa kavuşmuştur.
Buna karşılık Musa Kazım'ın doğum tarihi, anne ve babasının isimleri, Anadolu'ya geliş tarihi, bütün çocuklarının kimlikleri ve özellikle Mehmet Bey/Mehmet Abdullah Demircan ile olan soy bağlantısı konusunda henüz kesinleşmemiş noktalar bulunmaktadır.
Bu noktaların ileride ortaya çıkabilecek yeni belgelerle aydınlatılması mümkündür.
Benim için tarih araştırmasının en önemli taraflarından biri de budur.
Bir araştırmacı, ulaşamadığı bilgileri varmış gibi göstermek yerine,
hangi noktaların bilindiğini ve hangi noktaların hâlâ araştırılmaya devam ettiğini açıkça ortaya koymalıdır.
Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri'nin Çınardere Köyü'nde bıraktığı iz, yalnızca geçmişte yaşamış bir din adamının hatırası değildir.
Onun adı, Çınardere'nin eski dergâhında, dergâh kuyusunda, köyün yaşlılarının anlattığı hatıralarda, Biga'daki kabir bilgisinde ve bugün hâlâ devam eden aile araştırmalarında yaşamaktadır.
Bu nedenle Musa Kazım araştırmasını yalnızca bir şahıs biyografisi olarak değil,
Çınardere Köyü'nün sosyal, dinî ve kültürel tarihinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.
Mehmet Bey ve onun ailesiyle ilgili ulaştığım bilgi ve belgeler ise kitabımızın ilerleyen bölümlerinde ayrı bir başlık altında daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Şimdilik Musa Kazım Dağıstanî Hazretleri hakkında ulaştığım bilgileri bu bölümde bir araya getiriyor ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni belgeler ışığında bu bölümün yeniden geliştirilebileceğini belirtiyorum.
Derleyen ve Araştıran
ORHAN SELVİ
Makine Mühendisi
Araştırmacı–Yazar
10.05.2026 İla 28.09.2026
AZİZİYE MEZARLIĞINDA YATMAKTA OLAN ŞEYH BAĞDADİ MAHMUD HAZRETLERİ KABRİ.
ŞEYH MUSAKAZIM DAÜISTANİ HAZRETLERİNİN EVLENDİKTEN SONRA İKAMET ETTĞİ EVİ..